Mehmet Âkif Ersoy’un Estetiği – I): Estetik Süje/Sanatkâr

e-Posta Yazdır PDF

Recep DUYMAZ*

Özet

Estetik, dört unsurdan oluşan bir felsefe disiplinidir. Bu unsurları, estetik süje/sanatkâr, estetik obje/sanat eseri, estetik değer/sanat eserinin güzelliği ve estetik yargı/sanat eserinin yargılanması şeklinde sıralayabiliriz. Bir sanatkâr, düşünür, düşünce akımı, millet veya dinin estetiği demek, bu dört unsura dair metinlere dayalı düşünceleri demektir.

Mehmet Akif Ersoy, eserlerini daha çok yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya koymuş bir şahsiyettir. O, Türk edebiyatı tarihinde kuşkusuz şiirleriyle öne çıkmış bir sanatkârdır. Bununla beraber, şiirlerinin yanında sohbet, deneme ve eleştirme türlerinde de çok sayıda yazı yazmıştır. Bir kitabı dolduracak kadar çevirileri de vardır. Sohbet, deneme ve eleştirme türlerindeki yazılarında, sanatın, daha dar anlamda söyleyecek olursak, edebiyatın daha çok kuramsal yönleri üzerinde durmuştur. Sanatın ve edebiyatın kuramsal yönleri üzerinde dururken estetiğin yapı unsurları dediğimiz sanatkâr, sanat eseri, sanat eserinin güzelliği ve nihayet sanat eserinin yargılanması konularında da yer yer görüşler ortaya koymuştur. Bu görüşleri, belirli bir yöntemle bir araya getirdiğimizde sanatkârımızın estetiğin dört temel unsuruna dair düşünceleri ortaya çıkmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy’un hem şahsiyetinin, hem estetiğinin/bediiyatının kökleri, bu topraklardan beslenmiştir. O, kendi topraklarımızdan üreyen sanat ve edebiyat fidanlarını/düşüncelerini, modern zamanların kazanımlarıyla beslemeyi de bilmiştir. Bu sebeple onun estetiği, gittikçe yaygınlaşan postmodernizmin bulanık ortamında sanat dünyamıza bir fener olacaktır.

Anahtar kelimeler:

Estetik, felsefe, Mehmet Akif Ersoy, sanatkâr, sanatkârın özellikleri

Giriş

Mehmet Akif Ersoy üzerine yapılan çalışmalar gittikçe artmaktadır. Hayatı, eserleri ve İstiklal Marşı’na dair araştırmalar, onu sürekli olarak gündemde tutmakta ve dikkatleri onun üzerine çekmektedir. Mehmet Akif’i ve eserlerini yakından tanımamıza yardımcı olan bütün çalışmalar, kuşkusuz faydalıdır; çünkü o, bizim ortak metinlerimizden biri olan İstiklal Marşı’mızı yazmıştır. İstiklal Marşımız bizim din, dil, vatan, millet, bayrak ve bağımsızlık gibi ortak değerlerimizi ifade eden bir metindir. Bu değerlerimizi, asıllarına uygun olarak anladığımız, sahiplendiğimiz ve yücelttiğimiz gün, karşılaşmakta olduğumuz bireysel, toplumsal ve siyasal sorunlarımızı kuşkusuz daha kolay ve daha çabuk aşabileceğiz.

Mehmet Akif Ersoy, Türk edebiyatı tarihinde her şeyden önce şiirleriyle öne çıkmış bir şahsiyettir. Onunla ilgili çeşitli vesilelerle yapılan hemen her toplantıda şiirlerinden söz edilir ve mutlaka birkaç şiiri okunur. Öğrenciler, öğretmenler ve şiir severlerce ezberlenen şiirleri de vardır. Bu basit gözlem bile gösteriyor ki o, daha çok şiirleriyle tanınan ve yaşamaya devam eden bir sanatkârımızdır.

Bununla beraber şiirlerinin toplandığı Safahat’ındaki manzumelerinin yanında, hacim bakımından onlardan daha fazla nesirlerinin de bulunduğunu artık biliyoruz. Çağdaş İslâm düşünür ve edebiyatçılarından yaptığı çevirileri de bu kapsamda düşünmek mümkündür. Makale, deneme ve eleştirme gibi edebiyat türleriyle adlandırabileceğimiz nesir yazılarında din, eğitim, kadın, toplum ve daha pek çok konunun yanında sanat, edebiyat, bediiyat, günümüz diliyle söyleyecek olursak, estetik disiplinine ait düşüncelerini de yazmıştır.

Kabul etmeliyiz ki onun nesir yazıları, şiirleri kadar okunmamış, incelenmemiş ve üzerlerinde analitik çözümlemeler yapılmamıştır. İlk, orta ve yükseköğretim kurumlarında öğrencilere bazı şiirleri ezberlettirilirken o şiirlerdeki duygu, düşünce ve havanın beslendiği, tüttüğü zemini gösteren sanat, edebiyat ve bediiyat/estetik yazıları ise hep ihmal edilmiştir. Bu ihmalkârlığın akademik çevrelerdeki araştırmacılara varıncaya kadar yükseldiğini de söyleyebiliriz.

Halbuki şiirlerinin içeriği, biçimi, dil ve üslubunun kökleri, nesir yazılarında açıkça ortaya koyduğu düşünceleri, inançları ve idealleridir. Şiirlerindeki o coşkun duygular, umutlar, kırılışlar, hüsranlar… dilin ifade imkânlarıyla vücuda getirdiği güzellikler… hep o köklerden gelir, o zeminden beslenir ve tüterler. Onun ilerlediği sanat yolunu şimdilik:

 

İman/ideal                    Sanat eseri                  Estetik/bediiyat kuramı

Şeklinde ilerleyen bir çizgi halinde gösterebilir ve kendi içinde tam bir bütünlüğe ve tutarlılığa ulaştırdığını söyleyebiliriz.

Mehmet Akif, hayat hikâyesi, şahsiyeti, düşünceleri ve şiirleriyle Cumhuriyet dönemi nesillerini derinden etkilemiş bir sanatkârımızdır. Hemen her nesil, her şeye rağmen, onun hayat hikâyesini okuya okuya, şiirlerini dinleye dinleye büyümüş, kendi kişiliğini dokurken onun eserlerinden birkaç iplik parçası daima almıştır. Onun bu kadar besleyici ve yoğurucu olmasının sebebi, yukarıda sadece adlarını yazarak gösterdiğimiz estetiğinin/bediiyatının köklerinin bu topraklardan beslenmesi, ideali, eseri ve estetiğini, kişiliğinde tam bir uygunluk ve bütünlük içinde birleştirmiş olmasıdır. Biz bu çalışmamızda, onunla ilgili araştırmalarda ihmal edildiğini veya lâyık olduğu ölçüde üzerinde durulmadığını düşündüğümüz estetiğini ele almaya başlayacağız.

Mehmet Akif Ersoy’un Sanatına/Estetiğine Bakışlar

Mehmet Akif’in hayatı, eserleri, düşünceleri ve İstiklal Marşı’mız üzerine çok sayıda kitap yazıldığını az yukarıda söylemiştik. O kitaplarda şairimiz ve İstiklal Marşı’mızla ilgili kuşkusuz faydalı bilgiler bulunmaktadır. Bununla beraber araştırmalarımıza göre o çalışmalarda sanatkârımızın bir yönü hep ihmal edilmiştir.  O da “estetik yönü”dür. Gerçi bazı dergilerdeki yazı veya kitapta bölümlerde onun, estetiğiyle diyemesek de, sanatıyla ilgili bilgi ve düşüncelere rastlanmaktadır. O yazı veya kitapta bölümlerde “Mehmet Akif’in sanatı” başlığı altında şiirlerinin içeriği, nazım biçimleri, kullandığı vezin kalıpları, dil ve üslubu hakkında öğrenciler için faydalı bilgiler verilmekle yetinilmiştir. Sanatına dair bu tür bilgiler verilirken estetik disipline dâhil edebileceğimiz görüşler de kuşkusuz yer yer serpiştirilmiştir; ancak hemen belirtmeliyiz ki estetik disiplinden ve bütünlükten yoksun olan o yazılardan yola çıkarak Mehmet Akif’in estetiğini ortaya koymak mümkün değildir. Yine de biz, hem Mehmet Akif’in, estetiğe yakın bir kavram olan, sanatına şimdiye kadar nasıl yaklaşıldığını göstermek, hem de ileride onun estetiğiyle ilgili yazacaklarımıza bir zemin hazırlamak maksadıyla şairimizin sanatına dair zamanımıza gelinceye kadar sadece kitapta bölümlerde nasıl bakıldığını ve neler yazıldığını, zamandizinsel olarak, kısa kısa gözden geçireceğiz.

Mehmet Akif’in ölümünden sonra hakkında ilk kitabı Eşref Edip hazırlamıştır[1]. Mehmet Akif Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları adını taşıyan eserin başında “Önsöz” diyebileceğimiz başlıksız kısa bir yazıda, yazar, bu kitabı Mehmet Akif’in candan dostu Midhat Cemal’in cesaret vermesiyle hazırladığını söyler. Mehmet Akif’le otuz sene birlikte geçen hayata ait hatıralarını yazıya geçirdiğini ifade ettikten sonra, kitabının tasnifini, üstadın matbuat hayatını sırasıyla takip etmeyi kolaylaştıracak şekilde yaptığını bildirir.

Ona göre zaman ve hadiseler, Mehmet Akif’in şiirleri üzerinde çok etkili olmuştur. Birinci Safahat’ı oluşturan şiirlerin çoğu, İkinci Meşrutiyet’in (1908) ilan edilmesinden önceki nispeten sakin ve geniş zamanlarda yazılmışlardır. Bu sebeple onlar üzerinde daha fazla durulmuş ve daha çok “işlenmiş”lerdir. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra zaman ve hadiseler değişir ve büyük bir fitne kopar. Koca koca memleketler elden gider, milyonlarca vatandaş yerinden yurdundan olur. Başta Balkanlar olmak üzere Kuzey Afrika ve Kafkaslarda dayanılmaz acılar yaşanır… İçte ve dışta yaşanan bu ıstıraplar, Akif’in ruhunda dinmez sızılar yaratır. İkinci, üçüncü Safahatlarında bu hadiselerin ve yıkılışların izleri görülür.

Mehmet Akif’in şiirlerinin ve hayatının tarih sırasına göre tespiti, Eşref Edip’e göre, şiirlerini bilimsel yöntemlerle çözümleyecek araştırmacılar için son derecede önemlidir. Bu noktayı göz önünde bulundurmayanlar, Safahat hakkında “esaslı bir çözümleme” yapamazlar. Eşref Edip, şiirlerini ilham eden durum ve hadiseler, özellikle Balkan faciaları, Boğaz savaşları, istiklal mücadeleleri… göz önüne getirilirse onun “şiirlerinin yüksek kıymetleri daha ziyade anlaşılacak”tır der. Bu sebeple eserinde “onun daha ziyade bu cephesini göstermek istediğini” ifade eder. Yazar, bu zamanları Akif’le birlikte geçirdiklerini, bu sebeple bunları yazmayı kendisine bir “vazife” bildiğini ifade ederek önsözünü tamamlar.

Eşref Edip, kitabını on sekiz bölüm halinde düzenlemiştir:

1) Başmuharrirliği,

2) Balkan Harbinde,

3) Harb-i Umûmîde,

4) Mütarekede,

5) Harekât-ı Millîye’de,

6) Kur’an Tercümesi,

7) Mısır’da Yaşayışı,

8) Mısır’da Sevdiği Dostları,

9) Hastalığı ve Lübnan’a Seyahati,

10) Aziz Dostları,

11) Ahlâk ve Secâyâsı, Bazı Fikir ve Nükteleri,

12) Mütenevvi Hâtırât,

13) İstanbul’a Dönüşü ve Hastalığı,

14) Vefatından Sonra,

15) Memleket Mütefekkirlerinin İhtisasları:

“Safahat” Mübdii, Cenap Şehabettin,

İki Secde, Süleyman Nazif,

Demokrat Şair, Fuat Köprülü,

Şahsiyeti, Evsâf-ı Mümeyyizesi, İsmail Habip,

Dev ile Cüce, Ercüment Ekrem Talu,

Türk Halkının Gönlünü Terennüm Eden Şair, İbrahim Alaettin,

Türk Edebiyatına Erkek Sesi Getiren Şair, Orhan Seyfi,

Adı Türk İstiklaline Bağlı Şair, M. Turhan Tan,

İstiklal Harbi’nin Manevi Cephesi Kahramanı, Abidin Daver,

Vatan Şairi Şehit Mehmet Akif, Peyami Safa,

Türkçe Yaşadıkça Anılacak Şair, Hakkı Süha,

Müşterek Taraf, Falih Rıfkı Atay,

Cennet Gibi Yurt, Naci Sadullah,

Milleti Terennüm Eden Şair, Hasan Ali Yücel,

Akif’in Hayatı Daha Büyük Bir Şiirdir, Hüseyin Cahit,

İdeal Kahramanı, Sadri Ertem,

Türkçü, Cemiyetçi, İslamcı, Son Posta,

Asıl Kıymeti ve Yüksek Ahlakı, Orhan Seyfi,

Şiirlerinde Hâkim Vasıflar: İçtimaî, Millî, Dinî, Refik Ahmet,

Bütün Türk Irkına Taziyet, Nizamettin Nazif,

Akif’in Mümtaz Vasıfları, Esat Adil Müstecabî Oğlu,

Mehmet Akif’in Ölümü, Hasan Rasih Tanay,

Büyük Şair, T. N. Uygur,

Büyük Vatan Şairi Mehmet Akif, Mükip Kutadgu,

Edebiyatımızda İçki Düşmanlığı, Süleyman Nehip Ulukut,

Akif Edirne’de, Şeref Aykut,

Yaşayan Akif, Kadri Öz Yalçın,

Moralist Şair, Aziz Taşan,

Asırların Nadir Yetiştirdiği İnsan-ı Kâmil, Tahir Harimi,

Hakiki Dost, Ferit,

Büyük Akif, Tahir Olgun,

Akif’in Omuzlarını Çökerttiği Ağır Yük, Mühendis Salim,

Şiirde Dindarlık, Yakup Kadri,

Yüksek Seciyesi, Büyük İmanı, Abdülfeyyaz Tevfik,

Mehmet Akif Sanatı, Ali Ekrem,

Mehmet Akif Şahsî ve Aile Hayatı, Ömer Rıza Doğrul,

Mehmet Akif Lisanı, Nazmı, Şiiri, Sanatı, Mehmet Behçet Yazar,

Mehmet Akif Zihniyeti ve Düşünce Hayatı, Nevzat Ayas,

Mehmet Akif İslamcılığı ve Milliyetçiliği, Halim Sabit,

Eşsiz Şair, Fahri Zeki Önal,

Akif’e Ait Bazı Hatırat, Aksekili Ahmet Hamdi,

Akif ve Safahat, Ispartalı Hakkı,

Akif’in İdeolojisi, Agâh Sırrı Levent,

Akif’e Vatan Ağlar, Abdürrahman Şeref,

Ömrü Feryatlarla Geçen Akif, Mehmet Ali Aynî,

En Büyük Türk Şairi, Kazım Nami Duru,

Eşi Olmayan Şair, İbrahim Alaettn,

Mehmet Akif, Doktor Mazhar Osman,

Tanıdığım Akif, Doktor Fahrettin Kerim,

Davasına Candan Bağlı Şair, Kazım Karabekir,

Temiz Mayelerle Yoğrulmuş Şair, Doktor Cemal Zeki,

Heyecanlı, Faziletli Şair, İbrahim Aşkı Tanık,

Fazilet Nümunesi Akif, Hasan Hikmet,

Nazmın Şahikasına Yükselen Şair, Mustafa Nihat,

Mehmet Akif Memleket Aşkı, M. Şemsettin Günaltay,

16) Gençliğin Teessür ve İhtisasları,

17) Bestelenmiş Şiirleri,

18) Yazdıkları ve Söyledikleri.

Bu bölümler arasında 15’incisini teşkil eden “Memleket Mütefekkirlerinin İhtisasları” başlığı altında Ali Ekrem’in “Mehmet Akif Sanatı” ile Mehmet Behçet Yazar’ın “Mehmet Akif Lisanı, Nazmı, Şiiri, Sanatı” başlığını taşıyan iki yazı, konumuzla ilgili oldukları için üzerlerinde kısaca durmamız uygun olur. Eşref Edip, Ali Ekrem’in yazısının başına koyduğu açıklamada, onun Sebilürreşad dergisinde Safahat hakkında “birçok yazılar yazdığını” belirtmiş, o yazılardan buraya ancak “bazı kısımlarını nakil ile” yetindiklerini ifade etmiştir.

Ali Ekrem, bir konuyu anlatmak için önce duymak lâzım geldiğini ifade ederek Mehmet Akif’in şiirlerinde “tasvir” ve “teshir” kudretinin bulunduğunu söyler. “Selma”, “Hasta”, “Meyhane” ve “Seyfi Baba” şiirlerinin kendince güzel yönlerini anlatır. Ona göre başta “Hasta” şiiri olmak üzere bir sanat eserinin güzelliğini, “Müteessir” oluşu sağlar.

Mehmet Behçet Yazar, konusunu, 1) Nasıl Tanıştık, 2) Şiirlerinde Mevzu, 3) Şiirde Mesleği, 4) Akif’in Nazmı, 5) Akif’i Kimler Beğenemez, 6) Coşkun ve Geniş Kaynak, şeklinde sırlayarak anlatmıştır. Görüldüğü gibi bunların arasında şairimizin estetiği bir yana, sanatıyla ilgili olanı bile yoktur.

Bir yıl sonra bu kitabın ikinci cildi basılmıştır. İkinci cilt, altı kısma ayrılmıştır:

1) İhtifaller,

2) İhtifallere Dair Yazılar,

3) Münakaşalar,

4) İlk Şiirleri,

5) Hatırlar,

6) Tenkit ve Tahliller[2].

Eşref Edip, kitabının Önsöz’ünde yazdıklarına uygun olarak Mehmet Akif’in hayatını, dönemin olayları ve dostları arasında anlatmış, arkadaşlarının hatıralarını almış, ölümü üzerine onu şahsen tanıyan ve tanımayan yetmiş yazarın yazılarına yer vermiştir. Adlarını yukarıda verdiğimiz o yazılar, şairimizin hayatına, eserlerine, şahsiyetine, mizaç ve karakterine dair bilgiler verirlerse de estetiğine ait hiçbir bilgi ve düşünceye yer vermezler. Kitabın birinci ve ikinci cildinde Mehmet Akif’in estetiğine dair bir kısım/bölüm olmadığı gibi, bu disiplin hakkında müstakil bir yazı da yoktur. Sadece Ali Ekrem ile Mehmet Behçet Yazarın yazı başlıklarında estetiğe yakın bir kavram olan sanat kelimesi kullanılmakla yetinilmiştir.

Ölümünü takip eden yıllarda, can dostu Midhat Cemal Kuntay, yazdığı Mehmet Akif Hayatı – Seciyesi – Sanatı adlı eserini üç bölüme ayırmıştır:

1) Hayatı,

2) Seciyesi,

3) Sanatı.

Mehmet Akif Ersoy’un sanatıyla ilgili ilk önemli tespitleri Midhat Cemal Kuntay yapmıştır. Kuntay, kitabının Üçüncü Bölüm’ünde onun sanatının çeşitli yönlerini şu başlıklar altında anlatmıştır:

Sanatının Rengi,

Bir Mısraı,

Sanatının Tebliği,

Yerlilik,

Osmanlıca’nın Türkçe Olması,

Aruzla Resim Yapan Adam,

Kafiyeleri,

Nazmındaki Natıka,

Şahsî Aruz,

İstihza Şiirleri,

Hicivleri, Kendi Olmak,

Sesi,

Yanlış Anlaşılan Adam,

Bir Mecmua,

Muterizleri,

Şiire Neyle Başladı?

Ali Ekrem ve Akif,

Çalışmak,

Üç Beyit,

“Vitam İnpedere Vero”[3].

Midhat Cemal, Mehmet Akif’in sanatıyla ilgili çoğu yerde isabetli düşünceler ortaya koymakla beraber, estetik bir disiplinden yoksun olduğu için verdiği bilgiler darmadağınıktır. Burada, estetiğe dair bir terim olması sebebiyle şairimizin sadece “sanatkâr” yönüyle ilgili olarak söylediklerine dokunmakla yetineceğim. Ona göre sanatkâr, rüyası olan insandır. Rüya, yaşanmakta olan reel zaman ve mekânı aşma arzusunun bir ifadesidir. Rüya, sahibini sürekli olarak uzaklara, bilinmezliklere, hatta karanlıklara davet eden bir peri, bir sevgili veya bir hayaldir. Rüyası olan şair, hesabı, kitabı, çevresindeki realiteyi yok saymasa bile, onları hep aşmaya, daha doğrusu onları rüyasının sisli ve bulanık havasında görmeye eğilimlidir. Bir adım daha ileri giden sanatkâr, ortaya koyduğu metinlerle kendisini, duygusal olarak anlamalarını beklediği okuyucularına, muhataplarına da aynı rüyayı gördürür, en azından gördürmeyi ister.

Mehmet Akif’in de bir “rüya”sı vardır; fakat o, “sanatın büyük rüyasını gözleri açık olarak” görmeyi ister. Gözleri açık olarak görülen bir rüyanın, hele onun anlatımının ise bütün büyüsü ve çekiciliği kaybolur. Ona göre Mehmet Akif’i hem büyük bir “nâzım” yapan, hem büyük bir “şâir” yapmayan şey, “rüya”sını gözleri açık olarak görmek istemesidir. Neyse ki şiir yazarken ifadeyi ilk gelen şekliyle kabul etmeyip daima daha iyisini ve güzelini aramaya devam etmesi, onun metinlerini, bir emeğin ve titiz bir işçiliğin ürünü olarak görmemizi sağlar. Yerli olmak, Kur’an ve hadis dillerini anlamak, samimi olmak ve sanatı tabiide aramak, Midhat Cemal Kuntay’ın Mehmet Akif’in şahsında, sanatkârda gördüğü özelliklerin başlıcalarıdır.

Fevziye Abdullah Tansel, Mehmet Akif Hayatı ve Eserleri adlı kitabını, “ Önsöz”den sonra dört bölüm halinde düzenlemiştir:

1) Hayatı ve Eserleri,

2) Eserlerinin Hususiyetleri,

3) Tenkitli Bibliyografya,

4) Safahat’ta Bulunmayan Şiirleri[4].

Araştırmacımız, “Eserlerinin Hususiyetleri” başlığını taşıyan İkinci Bölüm’ünü,

Şiirlerinin Mevzuları,

Nazım Şekilleri,

Dil ve Tekâmülü,

Başka Hususiyetleri,

Şöhret ve Tesiri.

adlı alt başlıklara ayırarak inceler. Başlıklarda görüldüğü gibi, araştırmacı, burada sanatkârımızın şiirlerinin mevzuları ile nazım şekilleri ve eserlerinin dil özellikleri üzerinde durur. Edebiyatı, birey, aile ve topluma faydalar sağlayan bir vasıta olarak gören Mehmet Akif, hikâyeyi düşüncelerini yaymaya en elverişli edebiyat türü olarak görmüş ve bunun doğal bir sonucu olarak çok sayıda manzum hikâye yazmıştır. Tansel, onun hikâyelerini, içtimaî hikâyeler, hayatından alınma hikâyeler ve tarihî hikâyeler olmak üzere gruplandırır. Araştırmacımız, onun şiirlerini ise:

Dinî didaktik şiirler,

Dinî lirik şiirler, olmak üzere kabaca ikiye ayırır. Edebiyatı, birey, aile ve topluma faydalar sağlayan bir vasıta olarak gören bir sanatkârın temalarının toplumla ilgili olması kadar doğal bir şey olamaz. Aşk, ihtiras ve melankoli gibi şahsî mevzular onun şiirlerinde çok az yer tutmuştur. Onlar da sanat hayatının daha ziyade ilk yılları ile Mısır’daki son yıllarında yazdığı manzumelerinde karşımıza çıkan temalardır.

Fevziye Abdullah Tansel, Akif’in, şiir, mana bakımından kıymet ifade etmiyorsa, hece veya aruz vezniyle yazılmış olmasının ona bir değer kazandıramayacağına dair isabetli görüşünü ifade ettikten sonra, Akif’in aruzu tercih ettiğini söyler ve kullandığı aruz kalıplarının listesini verir. Nazım şekli olarak da başta mesnevi ve kıt’a olmak üzere daha başka nazım şekilleri kullandığını yazar. Dilinin edebiyat anlayışına uygun olarak sanat hayatında gittikçe sadeleştiğini, yerel unsurlara, deyim ve atasözlerine geniş yer verdiğini örneklerle anlatır. Araştırmacımız, Mehmet Akif’in estetiğine diyemezsek de, sanatına dair en isabetli görüşlerini “Başka Hususiyetleri” başlığı altında “Realistliği”, “Mahallilik”i, “Tabiilik ve samimilik”i ve “Sehl-i Mümtenilik”i yan başlıklarını kullandığı sayfalarda anlatır. Bunların arasında en dikkat çekici ve tartışmaya değer olanı, Mehmet Akif’in “parnassien” edebiyat akımına mensup olduğunu ileri sürdüğü görüşleridir. Mehmet Akif parnasyen miydi? Bunu ileride tartışacağımızı haber vererek, şairimizin sanatına, kitapta bölümlerde, nasıl bakıldığını araştırmaya devam edelim.

Cemil Sena Ongun, Mehmet Akif Hayatı, Eserleri ve İdealleri adlı kitabını, “Sunarken” başlığından sonra,

A – Mehmet Akif’in Hayatı,

B – Safahat’ın Tahlili,

C – Mehmet Akif’in Şahsiyeti, Değeri ve İdealleri.

yan başlıklarını taşıyan bölümlere ayırmıştır[5]. Cumhuriyet döneminde estetik üzerine ilk kitabı yazmış olan Cemil Sena Ongun’un[6], Mehmet Akif gibi bir sanatkâr hakkında yazdığı kitabında onun estetiğine dair bir bölüm ayırmaması bir eksikliktir, talihsizliktir. Bununla beraber Safahat’ı tahlil ettiği bölüm ile şahsiyeti, değeri ve ideallerini anlattığı bölümlerde şairimize dair estetik yargılarını yer yer serpiştirmiştir.

Birinci Safahat’tan başlayarak şairimizin eserini şiir şiir değerlendiren Cemil Sena, “Küfe” hakkında şunları söyler. “ Küfe”de yine kadere isyan etmek isteyen bir temayül görünür. Trajik bir hayat sahnesi, hamal olmaya mahkûm bir çocuğun hal ve istikbali hikâye edilmiştir. Manzum bir hikâye bu kadar güzel yazılabilirdi. Muhavere canlı, görüş kuvvetli, lisan temizdir”.  Ona göre “Meyhane”, Akif’in şaheserlerinden biridir. “Seyfi Baba” ise onun büyük şahsiyetinin bir müjdecisidir. “Dirvas” kaynağı tarihî, fakat savunduğu fikirler modern anlayışa uygun bir metindir. “Mahalle Kahvesi” şairimizin şöhretini hazırlayan en başarılı eseridir. Asım’daki Çanakkale savaşına dair olan şiir “muhteşem”dir. Son Safahat’taki “Sanatkâr” şiiri, “bir musikişinasın taltifi”dir.

Akif’in şahsiyeti, değeri ve ideallerini anlatırken Eşref Edip’in kitabında Akif hakkında görüş bildiren şahsiyetlerin genellikle olumlu düşüncelerine temas ettikten sonra, onu sevmeyenlerin de bulunduğunu ifade eder ve bu ayrılışın sebebinin daha çok sanatın mahiyet ve gayesini anlayış bakımından “aynı düşüncelerde birleşmemekten” doğduğunu söyler. Ongun, Akif’i, Osmanlı Devleti’nin devam ve bekasını sağlamak için gerekli tedbirleri nazım yoluyla öğretmeye çalışan bir “mütefekkir” olarak görür.  Siyasal ve toplumsal davaların nazım yoluyla anlatılmasını, sanat için hoş görmeyenler, bu tür eserlerde “estetik bir cazibe” bulamazlar. Cemil Sena, daha da ileri giderek şunları söyler: “Halbuki Akif esasen sanat için sanatın aleyhinde olduğu gibi, yazılarında estetik gayeler takip etmeye de özenmiş değildir”.

Araştırmacımız, daha Birinci Safahat’tan itibaren:

“Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicik sızarsın ha!”

yolunda küfür, hakaret, alay ve müstehcenlik ifade eden kelimelerin dökümünü verir ve  Akif’in bunları bol bol kullanmakla, milletin hoşlanmadığı insanların davranışlarını eleştirmek, onları küçük düşürmek yoluyla kendilerinden bir bakıma intikam aldığını söyler. Bu tür kelime, deyim ve sözler, Akif’in şiirlerinin halk arasındaki etkileyiciliğini, yaygınlığını arttırmış ve yeni bir şiir anlayışının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Cemil Sena, bu yeni şiir anlayışına “demokrat estetik” adını vermiştir.

Cemil Sena’ya göre Mehmet Akif’in şiirlerinde mutlaka bir “gaye” vardır. Bu gayenin anlaşılması uğrunda sadelik, tabiilik ve gerçekliği de korumak ister. Bu yolda o kadar ileri gider ki estetik anlamda “sanatçılık”tan bile vazgeçer. Onun şiirlerinde soru, şüphe, tereddüt ve kapalılık değil, okuyucunun idrakini zorlamayan tam bir açıklık ve netlik vardır.

Zahir Güvemli, Mehmet Akif Hayatı Sanatı Şiirleri adlı eserini, adına uygun olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir:

1) Hayatı,

2) Sanatı,

3) Şiirleri[7].

Güvemli “Sanatı” başlığı altında Mehmet Akif, hakkında pek fazla yazı yazılan bir şair olduğunu ifade ettikten sonra, Namık Kemal ve Tevfik Fikret gibi onun da hayranlarının çokluğundan söz eder. Hayranlarının yazılarının çoğu “hissî” dir. “Sanatının iç ve dış yapısıyla pek az müellif” uğraşmıştır. Güvemli, onun sanatını, dört yan başlık altında incelemiştir:

1) Nazım Tekniği: Mehmet Akif, yedi cilt tutan “Safahat”ında aruz veznini ve bu veznin en yaygın birkaç kalıbını kullanmıştır. Nazım şekli olarak da en çok mesnevi tarzını tercih etmiştir. O da nazmı, nesre yaklaştıranlardan biridir. Güvemli’ye göre bu çığırın bütün hüneri, “nesir dilinin cümle yapısını muhafaza ederek vezinli söz söylemekten ibarettir”. “Küfe”nin şu mısralarını örnek gösterir:

“Bırak hanım, o çocuktur, kusura bakmam ben…

Adın nedir senin oğlum?

- Hasan

- Hasan dinle.

Bu mısralardaki cümle bölümleri, yani kelimelerin tertibi aynen konuşma dilinde olduğu gibidir. İşte Akif’in başarısı budur”.

2) Üslubu: Araştırmacımız, şimdiye kadar Mehmet Akif’ten bahseden herkesin birleştiği bir nokta olduğunu söyler: “Şairin üslubu son derece sade ve tabiidir”.  Sadeliği, “yabancı kelimelerden ve karışık cümle şekillerinden uzak” olmakla açıklar. Şiirlerinde elinden geldiği kadar konuşma dilinin cümle kuruluşuna bağlı kalabildiğini ilave eder:

“Bir de baktım ki tek onluk bile yokmuş kesede;

Mühürüm boynunu bükmüş, duruyormuş sade!”.

Mehmet Akif’in şiirlerinde kullandığı kelimelerin hemen hepsi, “isim”, “fiil” ve “edat”lardır. “Sıfat pek az kullanır”. Nesne ve olayları anlatırken onların gerçekliğini beş duyumuzun yardımıyla anlamamızı kolaylaştıran niteleme sıfatlarına “iltifatı yoktur”.  Bu sebeple şiirlerinde “renkli, canlı bir tasvir bulamayız”. Güvemli, bunun sebebini şairimizin muhayyilesinin “kâfi derecede geniş olmamsı”nda bulur. Bunun sonucu olarak üslubunu “kuru, her şeyi olduğu halde anlatmaya çalışan, fakat renksiz ve mesafesiz, derinliği olmayan bir üslup”  şeklinde niteler.

3) Örgüsü,

4) Fikirleri yan başlıkları altında incelemiştir.

Nurettin Topçu, Mehmet Akif adlı kitabını altı bölüm halinde düzenlemiştir:

1) Şahsiyeti,

II) Sanatı,

III) İdealizmi,

a) Milliyetçiliği,

b) İnkılâpçılığı,

c) Din ve Mistisizmi,

IV) Safahat’ın Felsefesi,

V) Hürriyet Anlayışı,

VI) İsyanı[8].

Konumuzla doğrudan doğruya ilgili olan ve “Sanatı” başlığını taşıyan ikinci bölüm üzerinde kısaca duralım. “Sanat her şeyden önce bir büyük hayatı yaşamak ihtirasıdır” cümlesiyle söze başlayan Nurettin Topçu, sanatkârın toplumun dışında dinlenen bir varlık olmadığını ifade ederek sözlerine devam eder. Ona göre âlim, düşüncesinin dünyasına kapanabilir; fakat sanatkârın buna hakkı yoktur; çünkü o, hayatımıza ve dünyamıza dair iddiası ve ihtirası olan bir şahsiyettir. Topçu, sanatkârları ikiye ayırır:

Sanatkâr

 


Hayata Koşanlar                                                         Hayattan Kaçanlar

Özellikleri:

Sıradan insanlardan ayrılmak,

Hayata güzellikler getirmek,

 

Hayatı sevmek,

Hayatta tatmin aramak,

Zevkleri hayat ile sınırlandırmak.

Edebiyat tarihimizde örnekleri,                         Sanata sığınanlar         Sonsuzluğa Sığınanlar

Nedim ile Yahya Kemal’dir                              Sanata sığınmalarının

sebepleri:

Sanat gayedir.                 Sanat vasıtadır.

Dünya dardır.                 Sanat basamaktır.

Hayat kasvetlidir.           Sanat duadır.

İnsanlar samimiyetsizdir.Huzur sonsuzluktadır.

Zalimler hâkimdir.          Huzur dindedir.

Hayat boş/anlamsızdır.    Hayat anlamlıdır.

Fuzûli’nin beyti bunları özetler:                                                  Örnekleri:

Dost bîpervâ felek bîrahm devrân bîsükûn                                               Yunus Emre

Dert çok hemderd yok düşman kavî tali’ zebûn                                       Mevlana

Mimar Sinan

Bunların bir kısmı hasta ruhludur. Edebiyat tarihimizdeki örnek            Fuzûlî

leri: Servet-i Fünunculardır.                                                                     Mehmet Akif

Batı edebiyatındaki örnekleri:                                                                  Akif, Kendi kurtulu

Baudelaire, Verlaine, Flaubert, Balzac, E. A. Poe.                                   şunu din idealinde

Buldu…

Topçu, her sanatkârın dehasının kaynağının başka başka olduğunu söyler:

“Shakespeare feryadını şüpheden aldı. Michalange ilahî kudrete musallat olmuştu. Yunus, Rabb’inin temaşasına vurgundu ve onun hasretiyle yanıyordu. Nietzsche şiddete tapındı. Bethoven benliğine kavuşmak için tabiat kuvvetlerini parçalamak istiyordu. Céanne’ın aşkı ona güneşten gelmişti. Baudalaire varlıklara küfretmede kutsal bir vecd duyuyordu. Namık Kemal hamiyetin kahramanıdır. Sinan, gök kubbeyi duaya açılan ellere yaklaştırdı”. Mehmet Akif’in sanatının kaynağı ise Kur’an’dır. Onun ruhundaki feryatlara Kur’an “karışmış”tır.

Topçu, Mehmet Akif’in sanatının gelişmesini, Mimar Sinan’ın sanatının gelişmesiyle paralellik kurarak anlatır:

Mimar Sinan                                                      Mehmet Akif

Çıraklık devri: Şehzade Başı Camisi                I. Safahat

II. Safahat: Süleymaniye Kürsüsünde

Kalfalık devri: Süleymaniye Camisi               III. Safahat: Hakk’ın Sesleri,

IV. Safahat: Fatih Kürsüsünde

V. Safahat: Hatıralar

Ustalık devri: Selimiye Camisi                       VI. Safahat: Asım

VII. Safahat: Gölgeler.

Araştırmacımız, üslubun sanat eserindeki esaslı rolüne temas ettikten sonra, onun “hal duygusu” ile “sanatkârın şahsî tarihinden” oluştuğunu ifade eder ve şairimizin üslubunu anlatmaya geçer. Nurettin Topçu, Mehmet Akif’in sanatına dair yazanlar arasında onun bu yönünü ilk defa estetik disipline en yakın bir içerik ve terminolojiyle anlatmıştır.

Sezai Karakoç, Mehmet Akif adlı eserini, bölüm adını kullanmamakla beraber,

1) Hayatı, İnanç ve Düşünce Oluşumu,

2) Şiiri,

olmak üzere iki ana başlık altında toplamıştır[9]. “Şiiri” başlığı altında onun şiirini, dolayısıyla sanatını değerlendirmiştir. Ona göre Türk edebiyatında Akif kadar “hayatı şiire ve şiiri hayata sokmuş” başka bir şair yoktur. Ancak buradaki hayat/zaman, felsefe ve metafizikteki soyut hayat/zaman değil, belli bir milletin, Osmanlı Devleti’nin, tarihin akışı içinde belli bir döneminde yaşadığı yıkılışların ve yeniden kuruluş umutlarının birbirleriyle çarpıştığı sancılı, çalkantılı ve altüst olduğu, adeta somut, bir zaman dilimidir.

O, Akif’in şiirinin, iki unsurdan kurulduğunu söyler:

Akif’in şiiri =  Realite + İslam

Buradaki realite, Osmanlı Devleti’nin İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesini takip eden yıllarda yaşadığı Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde hazin yıkılışıdır. Bu yıkılışın belirtilerini şairimiz toplumun hemen her kesiminde, mektep ( “Hasta”  şiiri) , sokak ( “Küfe” ), ev ( “Seyfi Baba” ), Bayram yeri, ( “Bayram” ), “Meyhane” ve “Mahalle Kahvesi”inde görmüş, bir sanatkâr sorumluluk duygusuyla bunların sebeplerini düşünmüş ve tekrar dirilmenin yollarını kafasında kurmuştur. Bu özelliklerinden onun şiirinin ikinci unsuru ortaya çıkar. O unsur “İslam”dır. Akif’e göre umut ve tekrar diriliş, İslam’ı “asrın idrakine söyletmek” düzeyinde önce algılamak, sonra da bilim ve sanatla anlatmaktır.

Karakoç’a göre Akif’in şiirinin biçim alışı şu şartlarda bulunabilir:

“1) Klasik kültür ve Sadi’de mükemmel örneğini bulan ve ahlâkî bir sonucu hedef tutan doğu manzum hikâyeciliği,

2) O günün sanat okulları içinde birinci planda bulunan Batı Realizmi,

3) İslam ideali,

4) Tarihin en trajik günlerini yaşayan bir devlet ve millet,

5) Realiteye objektif ve tahlilî bakma alışkanlığını veren müspet bilgiler tahsili”[10].

Karakoç, Akif’in şiirinin temel özelliklerini anlatırken yaptığı iki benzetme açıklayıcıdır:

“Akif’in şiiri bir nevi günlük (jurnal) tür”. Buradaki günlük, şairin günlük hayatını, onun iç benliğini oluşturan eşya ve yakın çevresindeki insanlarla münasebetlerini anlatan değil, içinde yaşadığı milletin birey, aile, toplum yapısını ve o toplumdaki bütün kurumları altüst eden sarsılış ve yıkılışları anlatan bir günlüktür.

“Akif’in şiiri dalgalı, coşkun, şelaleler yaparak akan bir nehirdir”. Şiir, normal zamanlarda sakin sakin akan bir nehir gibidir. Mehmet Akif’in şiirlerini yazdığı zaman dilimi ise, birey, aile, toplum ve devlet kurumlarının altüst olduğu olayların yaşandığı bir dönemdir. Akif’in şiiri de bu dalgalanmaya uygun olarak düz bir çizgi halinde akıp giderken, bazen birden bire coşan ve şelaleler yaparak akıp giden bir nehre dönüşüverir:


Mehmet Akif’in Şiiri

İkinci Meşrutiyet’in ilanını takip eden Trablusgarp, Balkan, Birinci Dünya Savaşı ile Türk milletinin canını dişine takarak verdiği var olma mücadelesi, bu nehrin coşmasının, dalgalanma ve şelaleler yapmasının görünürdeki başlıca sebepleridir.

Millî Mücadele başarıyla sona erikten, yeni bir devlet kurulduktan ve devrimler başladıktan sonra Mehmet Akif susar. Nehir, yatağına çekilir, coşmak, dalgalanmak ve şelaleler yapmak bir yana, sakin sakin bile akmaz olur… Bu susma bile anlayana anlamlı bir mesajdır.

M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmet Akif adlı eserini, Birkaç Söz’den sonra yedi bölüm halinde düzenlemiştir[11]:

1. Bölüm: Hayatı,

2.            : Eserleri,

3.            : Ahlâkı ve Şahsiyeti,

4.            : Şiir ve Sanatı,

5.            : Yazılarından Seçmeler,

6.            : Şiirlerinden Seçmeler,

7.            : Mehmet Akif’e Dair Hatırlar.

Bunların arasında konumuzla ilgili olanı, “Şiir ve Sanatı” başlığını taşıyan dördüncü bölümdür. Araştırmacı, bu bölümü kendi içinde üç alt başlığa ayırarak incelemiştir:

I) Kendi Kaleminden Edebiyat ve Sanat Görüşü: Mehmet Akif’in “Edebiyat” ve “İntikad” adlı makalelerinden parçalar almıştır.

II) Şiir ve Sanatı Hakkında: Mehmet Akif’in sanatı, şairliği ve Safahat’ı üzerine, henüz kendisi hayattayken birçok yazı kaleme alındığını ifade ettikten sonra, Ömer Seyfettin, Süleyman Nazif, İsmail Habip Sevük, İbrahim Alaattin Gövsa ve Hakkı Süha Gezgin’in yazılarından kısa kısa alıntılar yapmıştır.

III) Midhat Cemal’in Tahlil ve Tespitleri: Araştırmacımıza göre Mehmet Akif’in şiirini en iyi anlayabilecek durumda bulunan ve en yakından takip eden zat, Midhat Cemal Kuntay’dır. Kendisi de iyi bir şair, romancı ve edebiyat tarihçisi olan Kuntay, bu değerlendirmeyi yapmaya ehil ve muktedir bir yazardır. Düzdağ, onun Mehmet Akif adlı eserinde, şairimizin şiir ve sanatını da ele alarak değerlendirmelerde bulunduğunu söyler ve o değerlendirmelerden bazı parçalar aktarır.

Orhan Okay, Mehmet Akif Bir Karakter Heykeli’nin Anatomisi adlı eserini, Önsöz’den sonra,

M. Akif’in Resmî Biyografisi,

Karakteri,

Tarihî ve Siyasî Şahsiyeti,

Edebî Hayatı ve Sanatı,

Safahat,

Cemiyet Meseleleri Karşısında,

İslam İdeali,

Kader ve İrade Meselesi Karşısında,

Destan ve Hamaset Şairi Akif,

Dinî Lirizm yahut Duanın Şiiri,

başlıklarını taşıyan bölümlere ayırmıştır[12]. Bunların arasında konumuzla ilgili olanı, “Edebî Hayatı ve Sanatı” adını taşıyan bölümdür. Orhan Okay, Mehmet Akif’in ilk şiir kitabı Safahat’ı otuz yedi yaşındayken bastırdığını söyler. Bu kitabına 1908 – 1911yılları arasında yazdığı 44 şiirini almıştır. Eşref Edip’in, Mehmet Akif için yazdığı hacimli kitabında bir gün onun ağzından şu sözleri işittiğini aktarır:

“Gençlik devrinde idi. Gazeliyata dair çok şiirler yazdım. Müteaddit defterler doldurdum. Bir aralık bunların birini kaybettim. Buna çok yandım yakıldım. Fakat bilahare şiirimi içtimaî mevzulara tahsis edince o defterin kaybolmasına hiç acımadım. Diğer defterlerimi de kendi elimle imha ettim. Neşretmediğim şiirler pek çoktur”[13]. Nitekim Ertuğrul Düzdağ, Safahat’ın yeni basımına “Safahat Dışında Kalmış Şiirlerinden Bazıları” başlığı altında yaklaşık 2000 mısra civarında tutan o manzumelerinden bir kısmını ilave etmiştir. Bu örneklerden Mehmet Akif’in 1904 yılından hayli önce şiirler yazdığı ve o şiirlerin Ziya Paşa, Muallim Naci ve Abdülhak Hamit yolunda eski tarz gazeliyat türünden manzumeler olduğu anlaşılmaktadır.

Şiir/Sanatının Gelişmesi:

Bireysel temalı                Toplumsal Temalı                  Bireysel/Tasavvuf Temalı

Şiirler: - 1900                   şiirler: 1911- 1923              şiirler: 1925-1936

Okay, Mehmet Akif’in şiirinin/sanatının gelişme çizgisini kabaca üç devreye ayırarak anlatır. Başta “Destûr” olmak üzere birinci devreye ait şiirlerinde aşk, tabiat ve bireysel temalar baskın bir şekilde öne çıkmıştır. 1900’lü yılların başlarından itibaren toplumsal temalara doğru bir yönelme başlamıştır. Bu yönelme 1911 yılından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birinci devresinin sonuna kadar gittikçe artarak devam eder. Bu dönemde milletin yaşadığı olaylar da bu yönelmeyi kuşkusuz beslemiştir.

Halkalı Baytar Mektebi’ndeyken Ispartalı Hakkı’nın teşvikiyle Fransızca’yı öğrenen Akif, Victor Hugo, Ernest Renan, Anatole France, Alfred de Musset, Lamartene, Roussesu, Sienkiewicz (Fransızca’sından), Alphonse Daudet, Emile Zola, Duma Fils’i severek okur. Bu okumalar onun başta Fransız olmak üzere Batı düşüncesini ve edebiyatını yakından tanımasının yolunu açar. Bu yoldan ilerleyerek romantizm ve realizm akımlarını tanır.

Okay, onun yerli sanatkârlarımızdan da okuduklarının listesini verir:

Süleyman Çelebi, Bakî, Nef’î, Nedim, Şeyhulislam Yahya, Şeyh Galip, Akif Paşa, Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recai zade Mahmut Ekrem, Osman Şems, Muallim Cûdî, Abdülhak Hamit, Eşref, Midhat Cemal ve Faruk Nafiz. Akif Doğu’yu da ihmal etmemiştir: İbn-i Fariz, Feyzî- i Hindî, Nâbiga, Mütenebbî, Ebu Temmam, Buhturî, Muhteşem-i Keşânî, Ebû Firâs ve Muhammet İkbâl beğenerek okudukları arasındadır.

Araştırmacımız, Akif’in realistliğini 1911 yılında Safahat adıyla neşrettiği daha ilk kitabının adından başlayarak anlatır: “Yüz manasına gelen safha kelimesinin çoğulu olan bu isimle, hayatın çeşitli yüzlerini göstermek istiyordu. Yalnız bu isim bile onun edebiyattaki realist görüşünü aksettirir”. Devamında Mehmet Akif’in kendi şiirlerini değerlendirdiği üç şiirinden parçalar aktarır.

Birincisi, Safahat’ın manzum önsözü diyebileceğimiz,

“Bana sor sevgili kari sana ben söyleyeyim”

mısrasıyla başlayan şiirdir. Buna göre şiirde tasannu/yapaylık şairimizin gazeliyat ve Servet-i Fünun döneminde kalmış bir uğraşıdır. Artık şiir için yeni bir yol tutmak gerektiğini düşünür. “ O da gerçeği şiirle dile getirme yoludur” . Bu yeni şiirin hüneri ise “samimiyet”tir.

İkincisi, “Süleymaniye Kürsüsü”ndendir:

“Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim”

Buna göre Akif’in şiirinde hakikat uğruna, sözün “sanatkârane” olması feda edilebilir.

Üçüncüsü, “Asım”dandır. “Asım”da Köse İmam ile Akif’i temsil eden Hocazade arasında şöyle bir konuşma geçer:

“Hangi bir fende teâli edebildin evlât

Hangi san’atta rüsûhun göze çarpar? Anlat!

Ulemâdan mı sayıldın, fukahâdan mı?

- Hayır!

Ya siyâsî mi nesin? Kendine bir meslek ayır!

-Şairim.

-Olmaz olaydın: O ne yüzler karası!

Bence dünyadâki işsizlerin en maskarası

-Affedersin onu!

-İmkânı yok etmem, ne demek!

Şi ’re meslek diye oğlum, verilir miydi emek?”[14]

görüldüğü gibi Akif, Köse İmam’ın dilinden şairlere, bu arada kendi şairliğine ciddi eleştiriler yöneltir.

Buna göre, az yukarıda şiirinin/sanatının gelişme çizgisinde gösterdiğimiz gibi, Akif, şiire bireysel temalarla başlamış, toplumsal temalarla devam etmiş, sonunda tasavvuf rengi ağır basan yine bireysel temalı şiirlere dönmüştür. Bu dönüşlerin sebebi, kuşkusuz Osmanlı Devleti’nin içinden geçmekte olduğu tarihsel ve toplumsal çalkantılardır. Buna göre Akif’in şiiri, yaşadığı dönemin tarihsel ve toplumsal olayların sadık bir aynasıdır.

Kâzım Yetiş, Mehmet Akif’in Sanat – Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler adlı kitabını, Önsöz’den sonra iki bölüm halinde düzenlemiştir[15]:

I. Bölüm: Sanat ve Edebiyat,

II. Bölüm: Devrin Meseleleri İçinde Akif.

Başlığından da anlaşıldığı gibi Birinci Bölüm, konumuzla ilgilidir. Araştırmacı, bu bölümü kendi içinde şu başlıklar altında işlemiştir:

1. Edebiyat Anlayışı ve Sanattan Beklediği,

2. Muhayyileyi İşletme ve Konu Bulma,

3. Edebî Eserin Planı,

4. Edebî Eserde Tasvir,

5. Şiir Okuma,

6. İntikad – Tenkid,

7. Yabancı Dil ve Edebiyatlarla Türk Dili ve Edebiyatı Hakkındaki Görüşleri.

Yazar, Akif’in edebiyat anlayışını anlatırken estetiğin ilk unsuru olan sanatkâra dair düşüncelerine, dağınık da olsa, yer yer temas etmiştir: “Sanatkâr, kendisinin değil cemiyetin malıdır. Mutlaka her cemiyette hastalıklar, hasta ruhlar vardır. Sanatkârın vazifesi iyiyi ve doğruyu bulmak ve cemiyeti bunların etrafında toplamaktır. Yoksa cemiyeti daha hasta hale getirmek değildir” (…) “Darılmasınlar, gücenmesinler ama sanatkârız diye meydana atılan birçoklarını biz âdî birer simsar bulduk! Âdî kaydını ilave ediyoruz; çünkü eklerini belli etmeyecek kadar maharet gösteremiyorlar” (…) “ Ona göre şâir veya sanatkâr, “Hüsran” şiirinde ifade ettiği gibi cemiyetin önünde giden ve ona yol gösteren, iman ve heyecan veren bir kimsedir. Bu şâir “ruh-i millîmizi” tatmin etmelidir. Bunun için de:

“- Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim;

İnan ki: her ne demişsem görüp de söylemişim”

diyebilmekte, kendisini ve şiirini gerçeğin acı yüzü ile karşı karşıya bırakmaktadır:

Şudur cihanda benim en çok beğendiğim meslek:

Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!”

Araştırmacımız, estetik terminolojiyi kullanmamakla beraber, Mehmet Akif’in bazı makalelerinden yola çıkarak estetiğin diğer unsurlarına dair görüşlerinden de yer yer bahsetmiştir.

Fazıl Gökçek, Mehmet Akif’in Şiir Dünyası adlı eserini, Önsöz ve Giriş’ten sonra üç bölüm halinde düzenlemiştir:

1) Mehmet Akif’in Şiir Anlayışı,

2) Mehmet Akif’in Şiirinde Muhteva,

3) Mehmet Akif’in Şiirinde Şekil ve Üslup[16].

İkinci ve üçüncü bölümler, konularının gerektirdiği birçok alt bölümlere ayrılmıştır. Gerek bölüm ve gerek alt bölüm başlıklarında sanat ve estetik kelimelere geçmemekle beraber, araştırmacımız, “Birinci Bölüm”de Mehmet Akif’in şiir anlayışını anlatırken, estetiğin alanına giren konulardan da dolaylı olarak söz etmiştir. Bu sebeple biz de “Birinci Bölüm” üzerinde kısaca duracağız.

Fazıl Gökçek, şairimizin şiir anlayışını anlatmaya başlarken, şairin temel malzemesinin “dil” olduğundan bahisle, Mehmet Akif’in dil hakkındaki görüşlerinden söz eder. O, şiir yazmaya başladığı yıllarda edebiyatımıza Servet-i Fünun’un dil anlayışı hâkimdir. Servet-i Fünuncular, Tanzimat’ın ilk döneminde İbrahim Şinasi’yle başlayan dilde sadeleşme hareketine ilgisiz kalmışlardır. Günlük hayatta Konuşulan dili aynen şiire yansıtmak ona bir estetik değer kazandıramayacağı gibi, toplumun konuşma dilinden kopuk yapay bir dilin de şiire bir sanat değeri kazandıramayacağı açıktır. Bu sebeple “konuşma dili ile yazı dili ve daha özel olarak şiir dili arasında” bir “denge” kurulması gerekir. Araştırmacımıza göre, “Akif’in bu dengeye riayet eden şairlerden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz”. Akif, lisanı “tasfiye” edelim diyenler ile etmeyelim diyenlerden ikisine de karşı çıkarak şiirin “işlenmiş bir dil”le yazılabileceğini düşünür. Türkçenin “şîve-i millî”sinin hem Doğu, hem Batı’dan gelen yabancı dil unsurlarına karşı korunması ister.

Gökçek, Akif’in, toplumcu şiir anlayışına sahip olduğunu söyler. Doğu’da, Batı’da kalıcı eserler vermiş sanatçıların eserleri incelenirse, her birinin yazdığı eserlerde “mutlaka bir gaye takip ettiği” görülür. Mehmet Akif, edebiyat eserleri vasıtasıyla “toplumun ahlaken yükseltilmesi” gayesini tercih etmiştir. Araştırmacımız, onun edebiyat anlayışını anlatırken “tehzip” etmek, “irşad” etmek, “yerli” olmak, “fayda”cı olmak, “hakikat” ve “tabiat”a uygun olmak kelimelerini kullanır ve onun şiirlerinin hayalî değil, hakikî olduğunu kendi cümleleriyle aktarır: “Ben şiirde hayale dalmam. Ben âdî şeylerden bahsederim”.

Araştırmacımız, Mehmet Akif’in sanat eserine dair görüşlerini anlatırken hem isabetli alıntılar yapmış, hem de isabetli yorumlarda bulunmuştur: Onun “Şiirin ilhamı azdır. Şiir çalışmakla, uğraşmakla olur” cümlelerini, “Şiir sürekli üzerinde çalışmak gereken bir sanattır; ilhamla değil, işçilikle meydana gelir” cümleleriyle geliştirir. Devamında Akif’in şiirin biçimine dair görüşlerine yer verir ve şairimizin hece karşısında aruz veznini tercih ettiğini söyler.

Sonuç

Mehmet Akif Ersoy’un ölümünden itibaren zamanımıza gelinceye kadar hayatına, eserlerine ve şahsiyetine dair pek çok eser yazılmıştır. Bu eserlerden bazılarında onun sanat, edebiyat ve diğer güzel sanat dallarına dair görüşlerine de yer yer temas edilmekle beraber, hiçbirisinde estetiği bir bütün olarak ele alınmamıştır.

Biz bundan sonraki çalışmalarımızda onun ihmal edildiğini düşündüğümüz bu yönünü ele alacağız.

Kaynaklar:

Düzdağ, M. Ertuğrul, Mehmet Akif Ersoy, Ankara 1988; T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara 2002.

Eşref Edip, Mehmet Akif Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, Asar-ı İlmiye Kütüphanesi Neşriyatı, İstanbul 1938.

Gökçek, Fazıl, Mehmet Akif’in Şiir Dünyası, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005.

Karakoç, Sezai, Mehmet Akif, İstanbul 1968; Diriliş Yayınları, İstanbul 1979.

Kuntay, Midhat Cemal, Mehmet Akif, Semih Lûtfi Kitabevi, İstanbul 1939; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1986.

Okay, Orhan, Bir Karakter Heykelinin Anatomisi, Akçağ Yayınları, Ankara 1989.

Ongun, Cemil Sena, Mehmet Akif, Hayatı, Eserleri ve İdealleri, Tefeyyüz Kitabevi, İstanbul 1947.

Tansel, Fevziye Abdullah, Mehmet Akif Ersoy, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1945; Mehmet Akif Ersoy, Hayatı ve Eserleri, İrfan Yayınevi İstanbul 1973.

Topçu, Nurettin, Mehmet Akif, Hareket Yayınları, İstanbul 1970.

Yetiş, Kâzım, Mehmet Akif’in Sanat – Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler, Atatürk, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1992.



* Prof. Dr. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Balkan Yerleşkesi, 22030 Edirne, Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

[1] Eşref Edip, Mehmet Akif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, Asâr-ı İlmiye Kütüphanesi Neşriyatı, İstanbul 1938.

[2] Eşref Edip, Mehmet Akif Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, c. 2, Asâr- İlmiye Kütüphanesi Neşriyatı, İstanbul 1939.

[3] Midhat Cemal, Mehmet Akif, Semih Lûtfi Kitabevi, İstanbul 1939;  Mehmet Akif, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1986.

[4] Fevziye Abdullah Tansel, Mehmet Akif Ersoy, Kanaat Kitabevi, İstanbu 1945; Mehmet Akif Ersoy, Hayatı ve Eserleri, İrfan Yayınevi, İstanbul 1973, s.

[5] Cemil Sena Ongun, Mehmet Akif, Hayatı, Eserleri ve İdealleri, Tefeyyüz Kitabevi, İstanbul 1947.

[6] Cemil Sena, Estetik, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1931; Estetik Sanat ve Güzelliğin Felsefesi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1972.

[7] Zahir Güvemli, Mehmet Akif Hayatı Sanatı Şiiri, Varlık Yayınları, İstanbul 1953.

[8] Nurettin Topçu, Mehmet Akif, Hareket Yayınları, İstanbul  1970.

[9] Sezai Karakoç, Mehmet Akif, İstanbul 1968; Mehmet Akif, Diriliş Yayınları, İstanbul 1979.

[10] Sezai Karakoç, a. g. e. s. 36

[11] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmet Akif Ersoy, Ankara 1988; Mehmet Akif Ersoy, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara 2002.

[12] Orhan Okay, Mehmet Akif Bir Karakter Heykelinin Anatomisi, Akçağ Yayınları, Anara1989.

[13] Orhan Okay, a. g. e. s. 33

[14] Orhan Okay, a. g. e. s. 42.

[15] Kâzım Yetiş, Mehmet Akif’in Sanat – Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler, Atatürk, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1992.

[16] Fazıl Gökçek, Mehmet Akif’in Şiir Dünyası, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005.

tybbl

Telefon: 0312 232 05 71 - 72

Adres: Sümer 1. Sok. No:11 Kızılay/Ankara

E-posta: tyb@tyb.org.tr